Hakkı Yılmaz Meali | |
İbrâhîm'in saygınlaştırılmış misafirlerinin haberi sana geldi mi? (51:24) | |
Hani onlar, İbrâhîm'in üzerine girmişlerdi de “Selâm!” demişlerdi. İbrâhîm: “Selâm, alışılmadık, kimliği belli olmayan topluluk!” dedi. (51:25) | |
İbrâhîm, sonra ehline gitti de altın ile geldi. (51:26) | |
Sonra altını onlara yaklaştırdı: “Nasiplenmez misiniz?” dedi. (51:27) | |
Sonra onlardan çekindi. Onlar: “Korkma!” dediler ve o'nu çok bilgili bir oğul ile müjdelediler. (51:28) | |
Bunun üzerine karısı bağırarak öne geldi de elini yüzüne vurarak: “Bir bahtsız, bir kısır!” dedi. (51:29) | |
Misafirler: “Rabbin işte böyle buyurdu. Şüphesiz Rabbin, haksızlık ve kargaşayı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeler koyandır. En iyi bilenin ta kendisidir” dediler. (51:30) | |
Bunun üzerine İbrâhîm, “Sizin önemli işiniz nedir ey elçiler?” dedi. (51:31) | |
(32-34) Elçiler: “Şüphesiz biz, Rabbinin katından, aşırı gidenler için işaretlenmiş, çamurdan pişirilmiş sert taşları üzerlerine yağdırmamız için günahkâr bir topluma gönderildik” dediler. (51:32) | |
Bunun üzerine Biz mü’minlerden orada bulunan kimseleri çıkardık. (51:35) | |
Fakat Biz orada Müslümanlardan bir evden başkasını bulmadık. (51:36) | |
Ve Biz orada acı bir azaptan korkan kimseler için bir alâmet/gösterge bıraktık. (51:37) | |
(38,39) Mûsâ'da da alâmetler/göstergeler vardır. Bir zaman Biz, o'nu apaçık bir delille Firavun'a gönderdik de Firavun, ordusu, tüm güç kaynakları ile birlikte yüz çevirdi. Ve “Bu, bir sihirbazdır, hatta gizli güçlerce desteklenen/ deli birisidir” dedi. (51:38) | |
Sonra da Biz, onu ve ordularını yakalayıverdik de onları bol suda/nehirde fırlatıp atıverdik. O ise ayıplanan/ kınayan biridir. (51:40) | |
(41,42) Âd'da da alâmetler/ göstergeler vardır. Bir zaman Biz onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayan, sadece onu kül gibi yapan, sonsuz bırakan bir rüzgâr gönderdik. (51:41) | |
(43,44) Semûd'da da alâmetler/ göstergeler vardır. Bir zaman onlara: “Belirli bir süreye kadar yararlanın!” denmişti. Sonra onlar Rablerinin emrinden çıktılar da kendilerini, bakıp dururlarken yıldırım yakalayıverdi. (51:43) | |
Artık onlar, kendilerini toparlayacak herhangi bir güce sahip olmadılar. Yardım görenler de olmadılar. (51:45) | |
Daha önce de Nûh toplumunu değişime/ yıkıma uğratmıştık. Şüphesiz onlar, hak yoldan çıkanlar toplumu idiler. (51:46) |